
Bir yazı ile, muhakeme salonuna alınan “ismi lazım değil” arkadaşın doğru bildiklerini onun ağzı ile yerdiğini mi övdüğünü mü kesitiremediğim cümleler arasından sıyrılıp, kendini haklı çıkarma gayretinde bulunan arkadaşımızın, esasında kendi çelişkilerini yumak yapıp işler hale getirmek isterken, nasıl iplere dolandığını ve en sonunda pes edip kündeye geldiğini görüp ufak bir tebessüm etmiş oldum.
Hemen arkasından; bireylerini kestiremediğim ama açık mektup olarak okuyucuya ve tribündeki diğer yazarlara oynanarak yanlız bırakılan “ismi lazım değil” arkadaşın, diğer bir yazıda daha ağzını açıp konuşmadığı halde bir yazarı da yazınsal bencilliğine sürüklediğini gördüm. Bir yakinim olarak hissettiğim “ismi lazım değil” arkadaşın kendi ağzından yapılan suçlamaları baz alarak iki kelam da ben etmek isterim.
Efendim;
Güncel hayatta, kendi düzlüğünü paragrafların üzerinden cümle bölerek şiir yazdığını zanneden kesik cümle edebiyatı ve müzik destekli duygu dönemi içerisinde, şimdi bahsetmesi çok uzun ama herkesin ucundan azıcıkta olsa bulaştığı edebiyat dönemlerinden çok uzakta, tasvir edebileceği hayat sorunlarından başka, çıktığı kapıları, hergün aynı şekilde yürüyen insanları, kaldırım taşlarını, binaları, tek tük kalmış ağaçları, karşılıksız aşkları, kıl kaptığı otobüs şöförünü, yatak odası maceralarını ve ayı, güneşi, bulutları ilk anlamları ile vs. yi konu yapıp herkesin geçtiği yoldan geçerek zaten uyamadığı kuralları bir kenara atıp şiiri şiirden çıkararak, bir de; tekrar isim koyma zahmetinde bulunmadan buna da şiir diyerek yazılan herşeyden tırsarım arkadaş. Bu konuda senin yanındayım. Şiir; şiirin, yazarını hissettiği ölçüde şiirdir. Şiir, öksüz kalacak bir harf yığını değildir. Şiir, zamandan ayrıdır, anı değil her zamanı anlatır.
Sözlükteki sözcüklerin, türetme esaslarından uzak çekim ekleri ile yığın haline getirilmiş cümlelerinden başka birşey içermeyen yazılardan, hep aynı köklere dayanan ve ortak konuları içerip sürekli sorgulayan, evreni dize getireyim derken, kendi küçük boşluğunda kaybolan yazılardan da korkarım arkadaş. Koca bir kalıp içerisinde üçünü beşini yanyana koyup bilmeden oluşturdukları karadelikleri satmak bir kenara -çıkarcı demiyorum dikkat edin- belirli ellere hediye eden, karmaşık sesler arasından doğru birkaç şey varsa bile anlaşılmayan yazılarla Sahra Çölü’deki susuza buz veren, kendi pes ettiği, hatta saçmaladığını anladığı yerde ucuz bir cümle ile sonlandırdığı yazıları ciddiye alanlara sonradan gülen insanlar da gördük. Boyutuna göre yazmak esasında, kendinden küçük harflerin altında kalan bir yazar değilsin bu konuda da senin yanındayım.
Süregelen maymun iştahlılık yerinde duracak değil ya, istediği her noktaya parmak basmak, herşeyde fikrini belirtmek isteyen biri olmak, sözü geçmek, isminin görünmeyen anlamını değiştirmek isteyenler de olacaktır. Aynı şeylerden bahsetmiş olsa da, yani aynı boyayı farklı duvara vursa da, okuyucunun göremediği duvar üzerinde bu boyanın tutmadığını bile göremeyecek daha doğrusu görmek istemeyecek.
“ismi lazım değil” arkadaşım kesin düşünsün.
“Yakinimdir” için 0 Yorum yapılmış.