Ucuz melamin tabaklar, kaçak Bitlis tütünü, taneyle muz ve dilimle karpuz…
Başnot: Bu yazı, yazarın kendisine yazdığı bir yazıdır. Tıpkı az önceki cümle gibi çok yanlıştır.
Harbiye’de 10 yıl önce yıkılsın diye bırakılmış, 10 yıldır kullanılmayan bir apartman dairesi. Tabanındaki muşambanın altında serili 1982 yılının Resmi Gazeteleri. Güzel Marmara şarabı. Unkapanı’ndan alınmış en ucuz halıfleks ve üzerinde, önce kavrulmasına, bir gece de yanmasına sebep olmuş İhlas marka bir elektrik sobası. Elektrik saatinin arasında, Titiz Fotokopi’den alınmış Farsça ders notlarının PVC kaplaması. Bıyıklı bir bakkal. Mecburen Sivas’lı. Yeşil gravatlı bir belediye başkanı. Oğlunu okutmak için anası ağlayan bir değnekçi. (Ki sonradan ameliyat sırasında anestezi kurbanı olmuştur. Katili, ona esrarkeş olduğunu söyletmeyen kanunlardır ve bunu söylemek suçtur.) Salon salomance bir şemsiye. Öyle ki bu kadar büyüğünü pek çok plajda güneşten saklanmak için bile bulamazsınız. Dış cephe boyasıyla boyanmış bir oda. Defolu duvar kağıtlarıyla kaplanmış biri daha. Ne altı, ne üstü olan bir mutfak. Bir çubuk anten, radyo anteni. Televizyon yok. Eski değil, hala solcu bir genç kız, gazeteci. (Adını unuttuğum için görsem de selamlayamam artık. İçim burkulur.) Bir yeni gençliğin yitirilişi. Bir hayata başlangıç. Özgürlüğe ilk adımlar. Kulakta ilk delik. Uzayan saçlar. Leman’ların kahvaltıda ekmek kırıntılarını bağrına bastığı günler. Plastik, kırmızı, 1 milyonluk, belki daha da ucuz bir El “gırgır”ı.
Artık 1 milyon bile yok.
Okumadığınız tüm bu yazılanlar gerçek. Ve bu benim suçum değil.
Hadi şimdi siktirin gidin!


27. Ara, 2005 






Bu yazılanları hem okuduk, hem de çok benzerlerini başka semtlerde yaşadık. Harbiye’de çektiğimiz rezillik, daha sonraya, evlilik yıllarımıza denk gelir. Dolapdere Vadisi’nden kalkan rüzgar balkon kapısını karla beraber suratıma patlatmıştı. Aceleyle mutfağın 100 kiloluk kapısını kaldırıp balkonun pimapen kapısının ardına dayamıştım. Arada bir rüzgar estiğinde bop-bop yapıyordu hala. Kanapeyi de dikip ardına koydum. Apartmanda bizden başka herkes esrarkeşti ve kiraları bir polis topluyordu. Yazıyı okuyup bir şekilde gitmeyi isterdik, ama evladı ayal var. Gidemiyoruz, kalakalıyoruz.
Bu kadar kişisel bir yazıya bu kadar içten bir yorum. Yazının bir parçası, devamı olmuş adeta.
Çok mutlu oldum.
selam bitlisliler nasılsınız inşallah iyisinizdir ben bitlisi gerçekten çok özledim tamm on senedir istanbuldayıom ve artık burdan çok sıkıldım artık memleketime dönmek istiyorum oranın insanını yemeklerini her şeyini çok özledim
Bu kadar kişisel bir yazıya bu kadar içten bir yorum. Yazının bir parçası, devamı olmuş adeta.
Çok mutlu oldum.