Rakı masasında iki kişi

Madem Dünya Rakı gününü kutlayacağız, şerefine bir hikaye yazmak istedim, naçizane.

Rakı masasında iki kişi

Tarih, yakın zamanlardan bir kış akşamı. Fazlaca soğuk ve rüzgarlı havadan kaçılıp eve sığınılmış. En az hava kadar hırçın iki yürek.

Bir masa… Soldan gelen soluk, sarı bir ışığın vurduğu büyücek bir şişe. Şişenin içinde durgun, berrak ama sanki şıkır şıkırmış hissi veren bir sıvı. Şişenin gelmişi geçmişi bilinmez ama bilinen şu ki, içindeki akışkan Ege’nin tuz kokan rüzgarını fısıldıyor odaya ve incir kokuyor. İncir boğması derler Ege köylerinde. Güzeldir tadı. Oturarak içmek lazım. Güzeldir dedik ya; şeker gibidir, şerbet gibidir. Arka arkaya, anlamazsın ne olduğunu ve ancak ayağa kalkınca başlar hayat.
 
Nerede kalmıştık? Masa… İşte o masada 2 kişi. Suskunlar. Bakmıyorlar birbirlerine, hikayenin gidişindendir ya, ortam biraz karamsar. Bilmemekteler birbirleri için önem derecelerini çünkü bilmemekteler hayatın önemini… Birazdan tek tek anlatacaklar yüreklerini ama önce….

Şişenin içinde berrak sıvı. Havada uçuşan, uçuşurken birbirleriyle sevişen harfler. Gecenin sessizliğinde, kıpırdamadan otururken iki kişi;

1. kişi ayağa kalkıyor:
Ayağa kalkınca dünya da başlar ruhunla birlikte dönmeye. Yalnız sorun şu ki ters yönlere dönerler. Söyleyemediklerin, söylemek istediklerin oluverir bir anda. Sevdiğin adam meğer Zeus’dur da sen farketmemişsindir o dakikaya kadar. Ah sen! Kalbin bir anda ne kadar da büyümüştür, sığmaz olmuştur bedenine.
Hayat ne kadar da kolaydır, ne kadar da mümkündür o anda uzanıp yıldızları kucaklamak.
Mut* vardır bünyende fazla dozda, hatta aşırı dozda mut almaktan ölebilirsin bile… ”
 
Birinci kişi arkasını dönüyor, ağzı gergin bir yay gibi. Geri dönüyor,masaya oturuyor. Kalan son damlalar pay ediliyor. Şişe bitti. Biten şişe ile birlikte incir kokulu Ege rüzgarı da gitti…
Birincimiz bir şeyler mırıldanıyor inceden;
 
“nihansın dideden ey mest-i nazım
  bana sensiz cihanda can ne lazım…**”
 
İkinci kişi huzursuzlanıyor. Önce biraz kıpırdanıyor, sarma sigarasını dibine kadar çekip parmaklarıyla ezerek söndürüyor, ve belki öldürüyor aslında! Yanında duran ince ceketi kapıp çarpıyor kapıyı ardından.

2.kişi; ayağa kalkınca hiç yanaşamadığın o uçurumun kenarından atlayacak kadar cesarete sahipsindir tam o anda. Terkedilmek senin hakettiğin midir? Gözyaşların ırmak olmuştur bi tur önce akıttıklarınla oluşan göle dökülmeye başlamıştır bile.
Dinlediğin her şarkı kalbine saplanan bir hançerdir o anda
karşındaki dostun bile inceden acıyordur sana da ayağa kalkınca farketmişsindir bu durumda. Fazla dozda yalnızlık yüklenmişsindir boğazından kayan her kadehle, öyle ki fazla yalnızlıktan çürüyüp yokolabilirsin bile….

Ve birinci ekliyor daha yüksek;

“benim sensin felekte çaresazim
  bana sensiz cihanda can ne lazim…**”

Peki ikinci? Geri dönemedi bir daha. Dönmedi.

* mut-lu
** Hacı Faik Bey bestesi, Nihansın Dideden

Jade

Twitter Digg Delicious Stumbleupon Technorati Facebook

3 Cevaplar | “Rakı masasında iki kişi”

  1. özden akalın 05. Ara, 2006 | 13:51

    fazla bir şey yazmaya gerek yok.içerken derdini,üzüntülerini alıp gidiyor(muş)gibi olsa da,gerçeklerden kaçılamıyor.bence sadece sağlığa ve keseye zarar.Saygılar.

  2. Anasonun kokusu, rakıdan alınan yudumlar, masadaki zeytinyağlı mezelerin görüntüsü… Bunlara eklenecek son şey sessizlik olabilir herhalde. Bir masada kadeh sesi insanların sesini bastırıyorsa ve anason kokusunu derin bir sessizlik bastırıyorsa…
    Bir hüzün kaplar içini. Öyle böyle değil, canını çok yakan, kapıyı çarpıp gitme isteği uyandıran…




  3. Rakı Masasında sevdiğinle ya da sevdiğini sandıgınla kısaca sevgilinle (hepsine sevgili diyoruz nasılsa) günümüz karaktersiz, ne oldugu belli olmayan ilişkileri için, oturup içmek cok baska bir tecrübe olurdu eminim. Tabi her ilişkinin ayrı bir dinamiği, apayrı kuralları var ama yine de bir mizansen de benden.

    iki kişi, birbirlerinden emin değiller, daha iyi bir secenekleri olmadıgını düsündüklerinden dolayı bir aradalar. defalarca ayrılmıs, barısmıslar. ortamı da zorlamayla ancak olusturabilmişler. mezeler dısardan alınmıs, son kullanma tarihlerine bakmıslar oturmadan once. çalacak müzik konusunda sözsüz bir anlasmaya dahi varamamıslar, o anda ellerine gelen ne ise, aslında ikisinin de istemediği bir sey dinliyorlar.

    incir bogması ya, hep oturduklarından dolayı sarhos olduklarının da farkında değiller. Kız ofiste kendine asıldığını sandıgı cocuktan bahsediyor, aslında kimsenin asıldıgı falan yok. karsısındaki umursamıyor. Adam kızı neden begendiğini anlatmaya çalısırken, “yanımda cok güzel duruyorsun” diyor. Arkadaslarının onu ne kadar güzel bulduklarını da soyluyor. film kopmak üzere.

    kız hayata dair umutsuzluklarını anlatmak istiyor, eski sevgilisinin evlendiğinden bir daha asla onun gibisini bulamayacagını soylemek istiyor ve bir anda soylemiş buluyor kendini. adam da aslında birlikte yasanabilecek, hayatı kendisine bayram edecek bir kızı bildiğini ve karşısında duran kızın arkadaslarından biri oldugunu düsünmekte iken pat diye soyleyiveriyor. ortam gerginlesiyor, ikisi de susuyor uzun süre, ikisi de bambaska seyler soyluyorlar.

    biraz daha içtikten sonra, tüm düsündüklerini ve az once konustukları seyleri unutuyorlar. adam karsısındaki bir kadın oldugunu idrak ettiğinde, adının pek onemi olmasa da onun sevgilisi olabileceğini düsünerek, sehvetle bakmaya baslıyor. kadın da karsısındaki bir adam oldugunu idrak ettiğinde, kim oldugu konusunda pek kafa yormadan sevgilisi olabileceği sonucuna ulasarak, aynı sekilde adama karsılık veriyor. dudaklarını ısırıyor. elleri birleşiyor. dans etmek üzere kalktıklarında basları donuyor, gülüsüyorlar. üst üste yere düsüyorlar. birlikte yatmak için daha iyi bir fırsat olamaz, birbirlerine dayanarak yataga gidiyorlar, ikisinin de aklında sevismek var, ama şakalaşıp gülüşürken uyuya kalıyorlar.

    saçma bir ilişkileri vardı gecenin baslangıcında, sonra kavga ettiler, ayrıldılar, sonra yeniden barıstılar, gecenin finalinde birbirlerinin üzerine yıgıldılar.

    her ask ayrılıkla biter. ask sandıklarımız komik olur, ask yaratmaya çalıstıklarımız ise tepemize düser.