Olmak ile Olamamak Arasında…

Bilinmeyen bir siyah boşluğun içerisinde, mimarı tartışılır bir kürenin insan eli değmiş kaldırımlarında yürürken sırt döndüğümüz güneşi; yani aynı saat rakamına denk getirirken geceyi, çözemediğim sorunlarım vardı benim. Yukarıda olduğuna inandığım sığınılacak kucağın en ağlanabilir köşesine bırakırken kafamdaki bu denklemleri, “Üç günlük dünya” çözümü ile imzaladılar defterimi ve uykularıma kattılar bunu umursamama adında bir bardak süt gibi.
Evet üç günlük dünya. Daha başında çekimine yenik düşüp hayata karışan tümdengelen düşüncelerim, üçüncü günün sonunda belki de değil, beyaz bir sıvının kader kokusunda canlanırken, kaç kez dinlediğimi ve kör ettiğimi bilmediğim bir şarkının notalarında gezintiye çıkmış sürüce insanı aynı şeylerle yoğurup düşünürken buldum kendimi. Esasında sayısını bilmeden kasvetimi kattığım insanların tamamının yine ben olduğumu ve derdimin de aynı şekilde önümdeki bardakta hapis olduğunu; yani unutmaya çalıştığım her vaktin, hatırlamanın bir yudumu olduğunu anlamadım. Ağırlığını vucuduma, tasasını kalbimin sızılarına vermiş gözlerimin kırmızılığından belli ederken kendini anladım ayrıca bu çekimin bende olduğunu ve çekip gitmeyeceğini.
İnanmadığım bir çözümün zıttına basarken ayaklarım , galiba ben üç günlük dünyayı kaldıramayacağım!


22. Şub, 2006 






Bilinmeyen bir siyah boşluğun içerisinde, mimarı tartışılır bir kürenin insan eli değmiş kaldırımlarında yürürken sırt döndüğümüz güneşi; yani aynı saat rakamına denk getirirken geceyi, çözemediğim sorunlarım vardı benim de. Ve çözülememesinin kaynağını kendimde gördüğüm, evet. Kendim olarak var olmanın dayanılmaz ağırlığını taşımak zorunda olmak ve bu ağırlıktan dolayı kaldırımda yürüyen diğer insanları suçlamak pek de iyi bir çözüm değildi. Yaratılmış olduğum dünya içinde kendimi yaratırken önüme konulan engellerin giderek artması da, ağırlığımla yaradılışıma, bir anlam yükleme çabamı azaltıyordu. Giderek daha da yenik düştüğümü hissediyordum dünyanın çekim gücüne. Devam etmek istemiyordum, hatta, bazen bu bilmem kaç günlük dünyaya. En azından bir “dead”line verilemez miydi? diye soruyor ve muallaklarla daha fazla ağırlık hissediyordum üstümde.
Şu anlık çözümüm ise; merkez kaç kuvveti. Diğerlerini kendi merkezime yaklaştırmayıp dengemi bozmalarına izin vermemek. Çünkü giderek kendimdem başka karadelikler oluşrturmama neden oluyorlar.