Murat Beşer ile Söyleşi

Ülkemizde müzik yazarlığının meslek olarak kabul edilmesinde en büyük paylardan birine sahip olan
Murat Beşer‘le sizler için bir söyleşi gerçekleştirdik. Başlangıçtaki hedefimiz bu röportajın yazar olmak isteyen gençlere klavuz olmasını sağlamaktı. Ama bu anarşist ruhlu yazarımızdan en başta yaşama dair alınacak çok ders var.

Yıllardır çeşitli yayınlarda müzik yazarlığı yapıyorsunuz, yanında Babylon, Balans gibi gece klüplerinde pikap başındasınız, yine gece klüplerine müzik danışmanlığı yaptığınızı da biliyoruz. Sonunda aslında ressam olduğunuzu da öğrendim. Sizin mesleğiniz ne?

Mesleğimin adı, kimilerine göre Müslüman mahallesinde salyangoz satmak, birilerine göre dünyanın en keyifli işlerini yapmak, bana göre ise her şeyin çürüdüğü meta toplumunda aydın olarak ayakta kalmaya çalışmak. Çünkü yaptığım işlerin birçoğu (saydıklarına başkaları da ilave edilebilir), gerçek anlamda aydın hüviyetimi açıklamıyor. Bu anlamda çok da dışardan görüldüğü kadar hobiler üzerine kurulu bir meslek yaşantım yok. Mesleğimin bir başka adı hülyalarımla yapmak zorunda olduklarım arasındaki geniş açının trajedisi. Anlayacağınız yaşamını sürdürebilmek için karşısına çıkan işleri yapan klasik insanın hikâyesinden çok farklı değil.

Ben de dünyanın en keyifli işlerini yapmak olarak görüyordum, taa ki sizin ne kadar çok çalıştığınızı görene kadar:) Sizin gerçek anlamda aydın hüviyetinizi açıklayan alanınız nedir? Yaptığınız işlerden hangisi bu bakımdan sizi tatmin ediyor?

Bu hüviyeti politik alandaki faaliyetlerle açıklayabilirim. Ya da genel olarak politik kimlikli bir popüler kültür araştırmacısı olarak açıklayabilirim. Bu anlamda yazarlık (onunda belli bir yüzdesi) dışındaki uğraşılarımın beni pek tatmin ya da memnun etmediğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Yaptığınız işlerden sizce aydın hüviyetinizle ya da duruşunuzla çelişeni var mı? Ya da hülyalarınızla yapmak zorunda olduklarınız arasındaki açıyı daraltmak için neler yapıyorsunuz? Nelerle mücadele etmek durumunda kalıyorsunuz?

En basitinden Rock’n Coke gibi dünya devi bir marka tarafından sponsorluğu yapılan bir etkinlikte çalıyor olmam, aydın hüviyetimle, politik duruşumla çelişen işlerime verilebilecek en iyi örnek. Bu çelişkiyi çözmek için kendime 10 yıldan daha kısa bir mühlet verdim. Sadece yazar, hem de sadece istediklerini istediği biçimde yazan bir yazar olarak yaşamayı garanti altına aldığımda, bu açıyı sıfırlamış olacağım.

Resim okuyup müzik yazarı olmaya nasıl karar verdiniz? Müzik yazarı olmaya karar verilir mi ki? Yoksa ne gerekir?

Hiç bir zaman müzik yazarı olmaya karar vermedim. Zorluklar içinde geçen öğrencilik yıllarından bana kalan bir iş oldu müzik yazarlığı. Eski dostum Murat Ertel’in zorlaması ve teşvikiyle başladığım müzik yazarlığı, resim dünyasında kalmama kararım ile birlikte yapabileceğim yegane iş olarak göründü. Ancak hal böyle olunca, bu işi mecburen yapacağım diye düşünmedim. Sürekli iyi ve hakkını vererek yapmayı hedefledim. Yer yer kesintiye uğrasa da, bu işte 20 yıl geride kaldı. Müzik yazarı olmaya karar verilir tabi, ancak bunun okulu yok. Yakın civarda yazan bir iki abinin varlığı bazen yeterli olabilir. Kaldı ki okulunun olmaması bu işin amatör ruhunu korumak açısından büyük bir şans. Eğer bir gün bunun okulu olursa, birbirinin benzeri statükocu müzik yazarcıklarımızın sayısında enflasyon yaşarız.

Sadece yazarlık alanında değil, elinizi attığınız her işi hakkını vererek yaptığınızı biliyoruz. Peki bu nasıl bir disiplin? Bazen bir şeyleri de ‘sallamak’ gelmiyor mu içinizden?

Kendimi ve en az kendim kadar karşımdaki insanları ciddiye almakla ilgili olmalı bu. Eğer yaptığımız iş içimize sinmiyorsa, onu başkalarının beğenmeyeceğini de unutmayalım. Adına disiplin demek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Salladığım tek şey yaşam salıncağı (gülüyor).

En keyif aldığımız hobimiz bile ücret karşılığı yapılan ‘iş’e dönüşünce sıkıntı verir, sorgulatır kendini. Bir konserden diğerine koşan biri olarak bu paradoksa düştüğünüz oluyor mu?

Konserleri zaten hiç sorma. Onlar başlangıçta kocaman birer zevk iken, şimdi sadece işe dönüştüler. Zaten hiç kimsenin bu kadar konseri büyük bir konsantrasyon ile dinleme ve algılama şansı yok. Genelde konserler burada birer eğlence aracı. Farklılık burada; onlar benim için eğlence değil, kültür olayı. Bu konserlerin neredeyse tamamını izlenimlerimi kaleme almak için izliyorum. Ben bu konudaki zevk duyargalarımı galiba yitirmek üzereyim. Biri beni kurtarsın (gülüyor).

Sabahları müezzinden önce uyandığınız, günde 4-5 saat uyuduğunuz ve sürekli sokakları arşınladığınız hakkınızda dolaşan rivayetler arasında. Bu iş aşkı mı yoksa nasıl bir enerji?

Az önce senin disiplin dediğin şey biraz da bu olsa gerek. Ya da siz ne ad takıyorsanız o olsun (yine gülüyor).

Sitemizde yazan genç arkadaşlar yanında, ‘Ben mühendis olmayacağım, yazar olacağım’ diyen arkadaşlara neler önerirsiniz? Ya da hakikaten böyle bir lüksümüz var mı?

Önereceğim şeylerin başında, müzik yazarı olmak için müzik yazıları okumanın iyi bir yöntem olmadığıdır. İyi müzik yazarları, müzik dünyasına hapsolanlar değil, onun dışındaki dünyayı iyi tanıyanlardır. Bundan okumamak gerektiği gibi bir sonuç çıkmasın; tam tersi yazdıklarımızın beş, on katı okumuyorsak, iyi yazma şansımız azalıyor demektir. Dinlemek de en büyük malzemelerden biri; hele bir de sindirerek dinliyor ve paylaşıyorsanız, önemli bir merhaleyi kat etmişiniz demektir. Albüm dinlemeden yazanlar derneğinin üyeleri de maalesef son yıllarda artış gösterdi. Ülkemizde müzik yazarlığı kültürünün bunlara ihtiyacı yok. Bu anlamda bu bir lüks, ancak iyi kalemler her zaman kendine yer bulacaktır.

Spor yazarlarının takım tuttuğu aşikâr. Sinema yazarlarının da ‘en’ yönetmenleri, oyuncuları oluyor. Müzik yazarlarının taraf tuttuğu olur mu? Yazarken ne kadar objektif olunabiliyor?

Objektif olma mecburiyetinin doğduğu nokta; bir gazeteci olarak sevdiklerimin yanında sevmediklerimi de yalın olarak okuyucuya aktarabilme sorumluluğu. Ama bilinsin ki, en objektif olduğum yer bu anlamda gazete sayfaları. Bu sayfalar dışında hiçte objektif değilim. Objektif olmaya çalışmıyorum ve bunu savunmuyorum da. Liberal değilim. Hele müzik ve kültür konusunda hiç değilim.

Rock’dan Caz’a Soul’dan Elektronika’ya müziğin pek çok türünde çalışmalar üreten sanatçılar hakkında yazılar yazdınız. Gece kluplerinde çeşitli türlerden örnekler çalıyorsunuz. Kendiniz için ne dinleyerek mutlu oluyorsunuz?

Tür olarak neredeyse hepsini, ama sadece damıtılmış örneklerini.

Sizce antikunti nedir; size neleri çağrıştırıyor?

Abuk subukluğu, eften püften işleri çağrıştırıyor.

—-

Murat Beşer’in yazıları için : http://www.muratbeser.com

—-

Bize vakit ayırdığınız antikunti ekibi olarak size çok teşekkür ediyoruz.

Takipçiniz olmaya devam edeceğiz.

Kırmızıkuzu

Twitter Digg Delicious Stumbleupon Technorati Facebook

3 Cevaplar | “Murat Beşer ile Söyleşi”

  1. geçen dönem nazım da derslerine katılmaya katılmak için resmen kı*ımı kırmıştım… ama okul ve işler dolayısıyla bir türlü vakit ayıramamıştım.

    biz de burdan soru sorabiliyor muyuz? yetkili arkadaşlar soruları onlara iletebiliyor mu? mümkün mü?

    1-) Bu sene de Nazım Hikmet Kültür Merkezinde benzer bir atölye çalışması olacak mı?

    2-) Yakın dönemde inanılmaz bir dinleyici kitlesi oluşturduğuna inandığım Rubin Steiner sence yakın dönemde tekrar Türkiye’ye gelir mi? (yani getirtebilirite oranın nedir? :) )

    3-) ve de St. Germain, FSOL, UFO gibi toplamlardan harmanlanan güzel şeyler var son dönemde,… bunlara yakın tarz olarak önerilerin nelerdir?

    Jazz’ın ezgilerinin yoğunluğu Elektronik müziği daha tetikliyecek gib… goa-trance’çı “yeni nesil clubber” arkadaşlarımız üzülmesin ama, elektronik müzik hep birşeylerden harmanlarak ilerliyor,…

    zamanında michael jackson’dan pink floyd’a(zamanı açısından uzay müziği olarak algılandıklarından), sonrasında kraftwerk’lerden depeche mode’lara, massive ataccklardan, portishead’lere, şimdilerde de tiesto’dan infected mushroom’lara

    bunların hepsi ara ve geçiş kültürleri değil mi?

    elektronik müzik bence rock – soul – jazz arasında dengeye oynamıştır hep,…

    sevgiler…

  2. ropörtaj güzeldi.pek bilmediğim bir konu müzik yazarlığı ondan kısa geldi herhalde ama kısa galiba

  3. bence söylesiniz cok güzel dir…