Moda-bilim…
İş yerinde nasıl giyinmeniz gerektiği söylendiğinde, çılgına mı dönüyorsunuz?
Hiç sinirlenmeyin, moda bilimi denilen bir şey var…
Küçük yaşlarda her türlü kağıttan kıyafeti giydirdiğimiz Ayşe’nin hiç işe giderken giymesi gereken kıyafet neydi hatırlayan var mı?
Ayşe ya denize giderdi, ya okula, ya misafirliğe giderdi ya da partiye. İşe hiç gitmedi mi? Yoksa işe gidenini ben mi hiç görmedim.
Zorla koyu renk bir takım elbiseyi Ayşe’ye giydirseydik, o da kabul etmezdi herhalde. Elbise kulaklarından biri kopuverse tamam, artık üstünde duramazdı zaten.
Eğer “takım elbise giymekten nefret edenler” kulübünün üyelerindenseniz ve siz de kıyafetlerinize hemen kesebileceğiniz kulakçıklar isteyenlerdenseniz..Sıkı durun, “İşte İnsan”ın bu haftaki haberlerinden biri serbest kıyafet uygulamasının çoğu şirkette başlıyor olduğu üzerineydi. Gerçi henüz Türkiye’de böyle uygulamalar yapan şirket sayısı az. Çünkü bizim “kurumsal kültürümüz” çok önemli ve küpemizden ojemize, renk uyumundan ayakkabımızın açık burunlu mu kapalı burunlu mu olduğuna varıcaya kadar bu kültürü yansıtıyor olmamız gerekir. Hatta eğer çok fazla sayıda toplantılara katılıyorsanız, bu, iş dışındaki boş zamanda da bu toplantıları yaptığınız kişiler ile karşılaşabilme ihtimali nedeniyle “düzgün” giyinmek zorunda olduğunuzu gösterir.
Peki bu durumda kimlik sorunları yaşamamız olağan değil mi? Bu motivasyonumuzu düşürmez mi?
Tabi ki kişisel imaj için de “düzgün”, “temiz” ve son günlerin moda terimiyle “presentaaabl”(okunuşu ile)
olmamız gerekir; ancak kurumumuzu hayatımızın her alanında yansıtmak zorunda olmak omuzlarımıza nasıl bir yük yüklüyor?
Bu durumda önce modayı anlamak gerekiyor… Bunun için de moda bilimini incelemek gerekiyor. Evet böyle bir bilim var ve bu bilim üniversitelerde de okutulmakta. Bu bilim ile incelenenlere “İşte İnsan” muhabirleri gibi ben de Sosyoloji Profesörü Yuniya Kawamure’nin “Fashion-ology” adlı kitabını öneririm.
İster kurumsal moda deyin, ister imaj, ister ciddiyet, ister hassasiyet. Bu doğru mu, ne kadarı doğru, ya da ne kadar ben olabiliyoruz iş yaşamımızda? Kıyafet deyip geçmemek gerekiyor işte.. Onun içinde ne kadar rahat olduğumuz tahmin edemeyeceğimiz kadar önemli olabiliyor.
Peki bir ütopya hazırlayalım. Varsayalım toplumumuzda serbest kıyafet yasası çıkarılmış ve denmiş ki; “artık kurumsal kültürlerinizi kişisel imajlarınıza yansıtmak zorunda değilsiniz. Serbest giyinebilirsiniz?”
Hangimiz abartmaya eğilimli değiliz ki? Eşofmanla toplantıya girenler, parmak arası terlikle iş görüşmesine gidenler, bikini üstleriyle satış yapmaya çalışanlar… Sizin de aklınıza böyle sahneler gelmiyor mu?
O halde ne yapmalıyız; nasıl bir imaj yaratmalıyız, ne kadar kurumsal kimliğimizi taşımalıyız; döpiyeslerimizi geçirip ayaklarımıza kan oturuncaya kadar topuklu ayakkabılarımızla oradan oraya koşturmalı mı; yoksa kelebek tokalarımızı takıp, fosforlu pembe rujumuzu sürüp diz kapaklarında delikler barındıran kotlarımızı geçirip “kurum murum” dinlemem mi demeliyiz?
Bu konu ile ilgili görüşlerinizi merak ediyorum. Unutmayın; sadece kendinizi düşünmeyin.
Uçlarda yaşayan bir toplum olduğumuzu gözardı etmeyen yorumlarınızı bekliyorum…
Duygu Galiba


09. Nis, 2007 






Kadının acıyla savasıdır.Acının kadını kadınmış gibi kılma çabası.
Kadının acıyla,zevkine düşkünlüğünün üst üste düşerek kendini hep tazelemek zorunda kaldığı sıkıcı yolculuk.çoğumuz nefret ettiği oranda sevdi,hep bir yerlerde kendimizi kanıtlamaya çalışırken kanattı ,bu yüzden dikkat ettiniz mi bilmm rahata eriln noktalarda çekildi spor ayakkabılar bir ‘oh ‘ demek için…..
Bir telaş içinde tak tak seslerini daha da şiddetlendirip kim bir kavak ağacının gölgesinde çıkarıp elleriyle ayaklarını oğuşturmadı,sonra gerekli olanlar ayaklara geçirilip günü unutmak için sakin ve uzun bir yürüyüşe çıkmadı…
Sözüne ettiğiniz serbest kıyafet yasası çıksa da mutlaka içinde belirli kuralları barındırmalıdır..Sonuçta herkes modayı takip etmez ve ya modanın ne olduğu bilmez bu sebepten, mutlaka biraz işlerin çığrından çıktığı yerler olacaktır.Spor ya da kişinin kendisine ait tarzını koruduğu ama bunun yanı sıra şık olmayı başardığı kıyafetleri tercih etmesi gerekecek..En azından bir başka şirket bu şirketle anlaşma yapabilmek için önce ‘niteliği’ kendi üzerinde yansıtabilen insanlara şirketini emanet etmek için bunu göz önünde bulunduracaktır.