Kurbağa Kermit’le söyleşi

Yeşil olmak zor!

Şimdi hala var mı bilmiyorum, ancak bizim çocukluğumuzda televizyon izlemek aşağı yukarı şöyle bir şeydi. Cumartesi sabahı kalk, kahvaltıdan önce Voltran’ı, He-man’i ve Woody Woodpecker’ı izle. Kahvaltını et, o sırada Susam Sokağı başlamış olsun, Kırpık, Minik Kuş ve sonunda Kurbağa Kermit!

Her ne kadar bizde kendi programını yapamamış olsa da (Sonradan Cnbc-e’de gördüklerimiz sayılmaz.) o aslında Amerika’da bir televizyon yıldızıydı ve her Cumartesi kablodan yayınlanan bir tiyatronun hem yöneticisi, hem de sunucusuydu. Kimden bahsettiğimi biliyorsunuz, o Kurbağa Kermit.

Çocukluğumuzun serin kanlı, mazbut ve yeşil kahramanını MSN’de bulduk ve onunla kısa bir röportaj gerçekleştirdik. İşte bataklıklardan Hollywood’a uzanan bir amfibik yaşam öyküsü.

- Merhaba Kermit, gerçekten sen misin?
- Elbette, kim yeşil bir kurbağa taklidi yapar ki? (smiley’ler)

- Peki, sana inanıyorum. İzin verirsen ilk olarak şunu sormak istiyorum: Her şey nasıl başladı? Muppet Show senin ilk işin mi?
- Evet, Jim Jenson beni bir bataklıkta buldu. O sıralarda Muppet Show projesi üzerinde çalışıyormuş. Hatta benim rolümü Ganzo’ya vermeyi düşünüyormuş. Aslında öyle daha iyi olabilirmiş.


- Daha iyi mi? Neden?

- Düşünsene, kulakları, burnu ve dişleri olmayan bir yıldızın var! Ne yaptırabilirsin ki?

- Ama bir bölümde Açıkgöz sana kulaklık, burunlu gözlük ve diş fırçası satmayı başarmıştı.
- Ah evet, Jim bunu planlamış olmalı.

- Böyle diyorsun ama hayranların en çok mimiklerini beğeniyorlar. Özellikle ekrana çaresiz bakışın aklımızdan çıkmıyor.
- Ha ha ha, evet haklısın. Eminim seni de Şişko bir domuz kovalasaydı senin de yüzün o kadar komik bir hal alırdı.

- Sahi Miss Piggy nerede? Evliliğiniz nasıl gidiyor?
- Banyoda desem?

- Anlıyorum. Biraz özel oldu sanırım bu.
- Muppet Show’un yöneticisi ve aynı zamanda da sunucusuydun. O kadar sakin ve serin kanlı oluşunun sebebi bu yöneticilik sorumluluğu muydu?

- Yok, aslında ben zaten böyle biriyim. Üstelik Muppet Show’da pek sakin bir hayatım olduğu da söylenemez. Her bölümde bin türlü aksilikle uğraşıyordum.

- Evet, ama sonu her zaman iyi bitiyordu.
- İyi bir kadromuz vardı.

- Bir çok insanın en sevdiği Muppet Show karakteri sensin, senin en sevdiğin hangisi?
- Tabii ki balkondaki ihtiyarlar. Çok rahatlardı. Locada otururlar ve hiçbir şeyi beğenmezlerdi. Kesinlikle onların yerinde olmayı isterdim.

- Zor olan sadece “Yeşil” olmak değil yani.
- Ah, evet. Ama o da önemli tabii.

- Sen “Yeşil olmak kolay değil” derken buralarda da Yeşil kod adlı bir adam olmayacak işler yapıyordu. Bir Türk kontrgerillası yada mafya adamı, ne dersen. O da aynı şeyi söylüyor mudur acaba?

- Onun yeşil olduğuna inanmıyorum ben. Yeşil baharın rengidir. Hayatın ve can vermenin rengidir yeşil. Can almanın yeşillikle bir ilgisi olamaz bence. O olsa olsa hıyarlıktır ancak. O da yeşil, biliyorsun.

- Künyeden adresimizi sildirsek iyi olacak. Bu açıklamanın üstüne ikinci Madımak olabiliriz.

- Umarım olmazsınız. İnsanlar iyi ile kötüyü ayırabilmeliler artık. Göz yaşlarının yangınları söndüremediğini görebilirler diye düşünüyorum.

- Senin bahsettiğin yeşil olma durumu, Police’in “English man in New York”undaki gibi bir durum daha çok sanırım.

- Evet, elbette. Sting’in şarkısı da, benimki de aynı duyguyu taşıyor. Sorun siyah olmak, esmer olmak yada bazı yerlerde beyaz olmak değil ki. Hepimiz zaman zaman yabancı oluyoruz. Saatte 300 kilometreyle yer değiştirebildiğimiz bir dönemdeyiz artık. Tamamen yabancı bir çevreye varmamız dakikalar sürüyor yalnızca. Hatta buna bile gerek kalmadan aynaya bakıp hiç de olduğunu düşündüğümüz kişi olmadığımızı görüyoruz ve bu hiç de aşılması kolay bir paradoks değil.

- Dünya daha fazla “yeşil”liğin olduğu bir yer oluyor yani.

- Aslında öyle olmamasını umut ediyorum. Küreselleşme dediğimiz şeyin de bu olmasını istiyorum. Kimsenin kendini farklı, yabancı hissetmeyeceği bir dünya. Yeşil, mavi, mor, her neyse o olacak ama kendini yabancı hissetmeyecek. Bazıları buna herkesin tek renk olması gibi bakıyor. Umarım haklı çıkmazlar. Birbirimize daha çok benzemekten değil kendi farklılığımıza daha çok sahip çıkarken, diğerlerinin farklılığını da yadırgamamaktan bahsediyorum. Örneğin eşcinsellere 3. tür denmemesinden.

- Ne demek lazım peki?

- Bir şey dememek lazım. Onlar öyleler ve öyle yaşıyorlar. Bunu bir çeşitlilik olarak kabul etmek gerek.

- Çok derin konulara girdik, çok da güzel bir sohbet oldu ama bu kadar uzun bir yazıyı kimseye okutamayabiliriz. Hele de internette. Bize vakit ayırdığın için çok teşekkür ederiz. Çok güzel oldu bu.

- Çok da yeşil oldu sanırım.

- Ahah hah hah, bunu ben söyleyecektim. Son olarak antikunti nedir sence? Herkese soruyoruz bunu.

- Hmm. Antikunti, böyle “Ne dalga, ne ayak?” gibi bir şey sanırım. Eğlenceli bir şey ama.

Twitter Digg Delicious Stumbleupon Technorati Facebook

12 Cevaplar | “Kurbağa Kermit’le söyleşi”

  1. böyle bir kahramanı yine karşımıza çıkarttın pressf1, çok keyif alarak okudum. :grin:

  2. EmotionMaybe 27. Eyl, 2005 | 17:18

    Mükemmel. Kermit’in samimi cevaplafrı karşısında ne diyeceğimi şaşırdım. Sanki onunla ben tanışıp konuşmuşum gibi hissediyorum. Teşekkürler

  3. miss piggy de bulmanı ve kendisinin kermitle ilgili yorumlarını halka açıklamanı bekliyoruz pressf1! madem başladın, bitir bu işi…araştırmacı gazetecilik kurallarını unutmayalım, lütfen! nerde 5p(piggy) 1k(kermit)? :lol:

  4. Gerçekten beğenerek okudum..daha uzun olsaydı devamınıda okurdum.. :)

    teşekkürler bu yazı için pressf1. :)

  5. kermit benim aşkımmm:)

  6. rockstarkermit 21. May, 2006 | 22:47

    ya walla tesadüfen denk geldm….kermiti tek geçerimm….!

  7. tekrar televizyonlarda görmek istiyoruzzzzzz şiddetle

  8. mükemmel bişi bu kermit
    ilk aşkım o benim:)

  9. super bu kermıt artık ıkı saat yazmama gerek kalmadı:D

  10. kermit sen çoook yaşaaa!!!!

  11. ben kermitin oyuncağını arıyorum bulursanız lütfen yazın yorumlara

  12. bana allah aşkına türkce kermit yollayın vyaw