Kaplan

Kedim yalaka mı? Adını kaplan koymuştum karakterine etkili olsun diye. Hep sertçe seslendim ona. Hatta bakışlarımı bile kızgınlık figürleri ile süsledim sürekli. Bir aylıkken gelmişti elime. Şimdi altı aylık ve sürekli yaranma çabasında bana. Hemen her hareketine sinirleniyorum. Yanıma yaklaşabilmek için miyavlamalarını en alt seviyede tutuyor. Başı sürekli eğik ve gözleri yerde. Yemek kabını doldururken koşmasını ve kuyruk sallamasını görmelisiniz. Artık Kaplan’ın kaplanlığından emin olmamaya başladım. Yoksa benim kedim yalaka mı?

Adama sormuşlar “Adın ne?” diye. Süklüm püklüm yanıtlamış soruyu “Mülayim”

“Sahi, bu halinle sert olsan ne yazarsın” demişler. Ben “Kaplan” dedim ona. Belki dedim geçirdiği evrimi anımsar. Üst, ön, sivri dişleri ağzından dışarı taşan, korkunç suratlı akrabalarına benzemeyi seçer. Kocaman kaplan resimleri ile donattım odayı. “Bak Kaplan! Bunlar senin akrabaların” diye sık sık anımsattım familyasını. Top bile almadım çocuklaşmasın diye. Boynuna tasma takmadım Pireli de olsa özgürlüğünü unutmasın diye. Kapıyı aralık, pencereyi açık bıraktım aşklarını rahatça yaşasın diye. Hatta geceleri geç gelmelerine, kaçamaklarına bile göz yumacaktım. Çıkıp, geri dönmesi ve eşimin elleriyle hazırladığı sepetindeki süslü, yumuşak minderine uzanması bir an kadar kısa oldu. Gözleri hep benim üzerimde. Onu çağırmamı ve dizime oturtmamı özlemle bekliyor. O yüzden bakışlarımı kaçırıyorum ve korkuyorum acaba benim kedim yalaka mı?

Neden taktım kafaya Kaplan’ böyle biliyor musunuz? Yağız tipli Yavuz bir arkadaşım vardı. Yirmi yılda inşa edilmiş bir dostluğumuz vardı. Aynı meslekte ve aynı dairede görevliydik. Çok güvenir ve çok severdim. Bir gün, birden değişiverdi. Üste düzeyde kadro edinme çabası içinde ne yağızlığı kaldı ne yavuzluğu. İstediğini elde etmek adına tavizkar bir tutum takındı. Konuşması, giyinmesi, yürümesi hemen her şeyi değişti. Yalaka bir adam olup çıkıverdi. Neyse dedim bana ne? Bana karşı tavrı ve arkadaşlığı değişmesinde… Ama öyle olmadı. Amaç ve hedef edindiği, uğruna kendini yiyip bitirdiği koltuğa oturur oturmaz ilk sattığı ben oldum.

Kaplan! Benim canım kedim. İnan seni çok seviyorum. Seninle dost ve arkadaş, can yoldaşı olmak düşüncesindeyim. Bak dört aydır beraberiz. Sana karşı görevimi yerine getirmiyor muyum? Ailenin bir ferdisin artık ve yerin, değerin belli. Ne gerek var yahu sırnaşmaya? Sen erkek ben erkek şöyle erkekçe davransak karşılıklı ne olur? Nasılsa alacağını alacak ve yiyeceğini yiyeceksin. Bu karşımda boyun kırmaların, kuyruk sallamaların ne gereği var. Kedi bile olsan yalakalık yapma arkadaş bana. Adam yahu adam. Delikanlı ol.

Ha! Şimdi bunu okuyan arkadaşların çoğu diyecekler ki “Bu adam kafayı yemiş. Kediden delikanlılık bekliyor. Kedilerin huyu ve davranış biçimi budur” Doğru! Haklısınız. Kedi iç güdüsel olarak böyle davranır. Ama ne yapayım kardeşim? İnsan gibi davranması gerekenler insan gibi davranmazsa, mavi nüfus kağıdı taşıyanlar erkek gibi davranmazsa ben de kediden delikanlılık beklerim. Ne yapayım?

İşte Kaplan geliyor süklüm püklüm. Sesin yine yalvarma tipi bir miyavlama esintisi var. Mahzun güzel gözlerini dikti üzerime. Kuyruğunu sallayıp duruyor. Yahu bu kedi yalaka galiba.

Ahmet Terzioğlu

Twitter Digg Delicious Stumbleupon Technorati Facebook

2 Cevaplar | “Kaplan”

  1. Üzme çocuğu Ahmet yaaa… Kucak al, sarıl, sev, öp… Zaten onlar ormanda yaşayanların insanların sevmeleri için yaratılan versiyonu. Yabanileri de var. Alley cat dedikleri, hiç ehlileşmeyen… Yakalayabilirsen onlardan al bir tane de gör gününü 8-)) Haydi bakalım, takibe alıyorum seni… Kaplan’a olan bakışların, ses tonun vessaireee hemmen düzelsin… Bloglararası Kedi Tüm Hayvan Hakları savunucusu, (bakınız http://www.kumpanyakimsecik.com) u inşallah varedip ilerletmek çabasında olan Annoya…

  2. o kişi ben olsaydim ve bu yaziyi okusaydim, karanlik bir odaya çekilip ağlardım be dostlar…