İki Sene

“Duygu”suz olmuyor değil mi?
Tabi ki hepimizin aslında tek ve asıl amacımız aynı; iyi bir yaşam.
Peki bunun tanımı ne? Ayda 10 bin YTL mi? Yoksa bol beygirli şöyle muazzam gürleyen son model bir araba mı? Ya da dünyayı dolaşmak mı? Hangisi? Hadi boşverin cevabını, soru doğru mu sizce?
O kadar amaçsızlaştık ki. Uğraşıyoruz, neden olduğunu bilmeden ya da bize sorulan sorunun tatmin etmeyecek yanlış cevabına ulaşmak adına. Üniversite sınavında da zaten soruyu doğru anlayamazdık biz. İyice okumazdık çünkü. Amaç bi an önce cevabı bulmaktı. Bulduk ve dediler ki bize; “Gel bakalım güzel insan, sen Türkiye’nin binde birine girmişsin sana şöyle güzelinden bir eğitim verelim”. Gözlerimiz parladı, ailemiz iftihar etti. Mutluyduk?
Sonra mezun olduk. Başka birileri geldi ve sana bir bilgisayar verdi oturup başına soru”n”ları çözesin diye. Vay be! hala soru(n) çözüyoruz.
Ama ben ısrarla diyorum ki; biz hala soruları hızlı okuyoruz, anlamıyoruz. Bunca sene sonra anlıyor insan asıl sorunun ne kastetmek istediğini. Yazık. Ve maalesef cevabı değiştirmene fırsat yok, çok geç! Geç mi sizce de?
İşin içinden “duygu” ne kadar eksilirse o kadar anlamsızlaşıyor her şey.
Sakın dinlemeden geçmeyin yüreğinizin size söylediklerini. Hissettiğniz şeylere değer verin. Bunu başarırsanız en azından size sorulan o yanlış soruya şu cevabı verebilirsiniz. Yanımda “duygu” olmadan ne ayda 10bin YTL’nin, ne son model bir arabanın, ne de dünyayı dolaşmanın bir anlamı var.
ZEN


05. Kas, 2005 






Nice Senelere !
Bu yazıyı okuyunca düşündüm de bir tek duygu yeterli mi acaba? Yetersiz galiba. İnsanın bir duygu “derya”sı olmalı yanında götüreceği. Koluna takıp yol almalı. Onlar olmadan yollar ne temiz ne de anlamlı !
Duygu “deryasız” olmamalı. Böylece tüm dünyaya da haykırmalı “benim deryam var. ” demeli. Dostum, sevgilim, çocuğum, ışığım, huzurum, yoldaşım. Deryam işte, yangim. Bunların hepsi birarada aynı şeydeyse, nereye gidersen git yanına alacağın üç şeyin toplamından çok daha fazlasıdır.
Ve beyaza birinciliği verirler tüm renkler aynı hızda kirlense bile. Ve beyazlıktan çok şeffaf sularında yüzücem ben kendi deryamın. Ve kirlenmesine hiç izin vermeyeceğim. Ve duygular deryalarıyla yol aldıkları yolda hep şeffaf kalırlar. Kalacaklar.
İşte bu tüm senelerin, tüm hediyelerin üstündedir. Tıpkı bu yazıyı okuduğumda hissettiğim üstünlük gibi.
Misafir olarak gelmişsin ama bilriim misafir olarak kalmazsın sen. Aynı üniversiteden mezun olduk seninle. Bunu neden söylüyorum? Şu yüzden: Seninle mezun olduğumuz üniversitede insanların mutlu olması çoğu zaman daha fazla parayla, daha fazla notla, okunacak daha fazla ders kitabı ve daha fazla çalışmayla münkündür bilirsin. Ben onlardan olamadım ama teraziyi de tutturamadım bu arada.
Duygu bende daha yoğundur. Gez dolaş, yeni insanlar tanı, yeni aktivitelere gir, organize et, çık, başka birşeyler ara.
Sık sık o soruyu sormuşumdur kendime. Geçenlerde de sordum. Hatta yanımdakine de sordum. Kimse bilmiyor cevabını, ben de bilmiyorum. Yalnız bu kadar sorgudan sonra şunu farkettim: Duygusuz olmuyor, ama duygular yetmiyor. Peşinden koştuğunuz aslında sizi sadece oyalıyor. Hayatı yaşarken kendimize ‘dur’ diyemiyoruz, ondan oluyor bütün bunlar. bir soluklanmıyoruz bir ağaç altında. Ondan oluyor bütün bunlar…
Bir üniversiteden mezun olup iş güç sahibi olmak için çocukluğumdan bu yana geçen yıllarımı harcadım. Mutlu muyum? Değilim. Kendime beni oyalayacak yeni birşeyler arıyorum, düşünmemek için…
Yaşamayı doğuştan değil; sonradan, çok sonradan öğrenir insan, öğrendiğiyle kalır, yaşayamadan..
haklisin galiba zen, hayat duygu deryasi olmadan hicbirsey. ne mal ne mulk hicbirsey duygusuz deryasiz olmuyor!