Hayatın güzelliklerinden birini daha keşfettim az önce. Avuç içlerimden hafif hafif bedenime yayılan bir sıcaklık. Bir nevi meditasyon hali. Aynanın buharlanışı ve tepedeki spotun oluşturduğu hale ile kendimi dumanların arasında bir tanrı gibi hissettim. Yorgun gözlerimi yaşlı bir bilgenin bakışlarıyla karıştırdım. Yüzümdeki su damlalarını alın teri sandım. Rezervuarın gürültüsü bir anda Ganj oldu, Nil oldu ayaklarımı soktuğum.
Az önce tuvalette elimi sıcak suyla yıkadım. Orta çağda kaynar suyla haşlananların aksine öyle keyiflendim ki. Önce ılık ılık aktı su, sonra yavaşça ısınarak, hızlanarak, gürül gürül gürültüsü davul seslerine, kargaların çığlıklarına, bir meteorun toprağa çarpmasına dönüştü. Bir orman yangınının ortasında buldum kendimi. Bir felaketin içinde. Her yerden bebek ağlamaları ve sülfürlü duman yükseliyordu. Volkanlar patlıyordu. Tom acı biberi yediğinde Jerry’nin dizine vurarak güldüğünü gördüm. Siyah beyaz bir Mickey Mouse filmine gitti aklım. Kızgın boğalar çıktı bir anda perdeden. Ortalık siyah, ortalık kırmızı, ortalık harap.
Az önce tuvalette elimi yaktım. Neyse ki büyütülecek bir şey değil.
“Felaket!” için 0 Yorum yapılmış.