Hani uyumadan önce yoğun bir yağmur vardır. Sokaklar ıslanır, odadaki sigara kokusuna bulanık bir toprak kokusu dolar, bütün kararsızlıklar o geceyi bekler gelmek için sanki. Ve sonra uykuya dalarsınız, kabus dolu rüyalar görürsünüz ve uyandığınızda parlak bir güneş aydınlatmaktadır ortalığı. Ama bir gerçek vardır, sokaklar hemen kurumaz.
Yağmur da içindeki sokakların o kadar çabuk kurumayacağını, güneşe o kadar kolay teslim olmayacağını biliyordu. Yine de nedensiz bir mutluluk hissediyordu içinde. Bir önceki gün olanlar bir kabustu ve artık uyanmıştı sanki gerçeğe. Kendini bir şeyleri değiştirebilecek kadar güçlü hissetti ama atladığı bir şey vardı o an; güç dayanağı olduğu zaman gerçekten bir şeyleri değiştirebilirdi.
Yağmur balkonda güzel bir kahvaltı yapıp, uzun zamandır yaşamadığı baharın tadını çıkarttı. Kahvaltısını henüz bitirmiş, sigarasının yanında içmek üzere güzel bir kahve yapmıştı ki kendine kapı çaldı. Kapıyı açtığında karşısında Sinan’ı gördü. İşte gelmişti, sebep ne olursa olsun gelmişti.
“Seni merak ettim, görmek istedim. Salih anlattı dün olanları.”
Sinan onu merak etmişti, o gece olanlardan sonra kalkıp gelmesi şaşırtıcıydı.
“Suçluluk duygusu mu seni buraya getiren?”
Sinan’ın yüzü bulutlandı bir an, kahve kokusuna kan kokusu karıştı sanki.
“Suçluluk duygusu? Aramızda yaşanan bunca şeyden sonra beni buraya getirenin suçluluk duygusu olduğunu nasıl düşünürsün?”
Yağmur sözünü kesmek için ağzını açacak gibi oldu ama Sinan devam etti.
“Bir hata yapmış olabilirim, geçmişim beni rahat bırakmıyor hatta senin geleceğini etkiliyor olabilir ama bu benim suçum değil, bunu biliyorsun. Seni bilmediğin bir şeyi yaşamaya zorlamadım ben, nereden geldiğimi biliyordun, neler yaşadığımı daha en başında anlatmıştım sana.” Yağmur konunun bu noktaya gelmesinden rahatsız olmuştu. O ilişkilerindeki yanlışlardan bahsediyordu, Sinan ise geçmişte bulaştığı karanlık dünyadan.
“Biraz sakin ol Sinan. Söz ettiğim şey bu değildi. Neyse, ne zaman başardık ki aynı dili konuşmayı zaten?” Sesi kırgındı Yağmur’un. Amacı tartışmak değildi, keşke öylesine söylenen bir cümle olsaydı, keşke haksız olduğunu bile bile kızdırmak amacıyla söylemiş olsaydı. Ama gerçek buydu. Farketti Sinan o an Yağmur’un yaşadığı kırgınlığı, aynı dili konuşmayı değil ama birbirlerinin gözlerini okumayı öğrenmişlerdi. Zamanın onlara öğrettiği en büyük şey buydu belki, kırgınlıklarına dokunmayı biliyor, birbirlerinin acılarını görüyor ve bunlara dokunmaktan korkmuyorlardı. Onları bir arada tutan şey buydu belki de. Sinan konuyu değiştirme çabasına girdi.
“Bana kahve yok mu?” dedi gülümsemeye çalışarak.
Yağmur sessizce hazırlayıp getirdi kahveyi. Nescafe içmezdi Sinan, Türk kahvesi olmalıydı mutlaka. Az şekerli, kahvesi bol olmalıydı. Bir yudum aldı, gülümsedi.
“Her zamanki gibi, tam istediğim gibi yapmışsın.” Yağmur bakışlarını Sinan’a doğrulttu.
“Suçluluk duymanı gerektirecek bir şey yok, biliyorsun bunu. Söylediğin gibi ben seçtim seninle olmayı, ben bu kadar zorluğa rağmen kalmak istedim. Hiç bir zaman kolay olmadı ki bizim ilişkimiz, hiç bir zaman sıradan bile olmayı başaramadık ki. Oysa ben her şey basit olsun istemiştim, tutkularımız olmasa da olurdu, sıradan sevgili olup saçma sapan şeyleri tartışmak istemiştim seninle. İnsan bunu ister mi, ben istedim. Sana dokunurken her şeyi unutuyordum çünkü.”
Kendi kendine konuşur gibiydi Yağmur, kendi sesi bile yabancıydı kendine sanki. Başka biri konuşur gibiydi. Devam etti sessizce.
“Tanıştığımız zamanı hatırlıyor musun? Sen yeni çıkmıştın hapishaneden. Senin için dışardaki benim içinse içinde boğulduğum dünyaya uyum sağlamaya çalışıyordun. İkimiz de yorgunduk. Sen adını bile bilmediğin birinin ölümünden sorumlu tutulmuştun, gece uykularında onu sayıklıyordun. Onun adını, bense yeni gelmiştim bu şehre. Her şey yabancıydı, bir önceki şehirde kırgınlıklarımı bırakmış buraya mutlu olmaya gelmiştim. Bu büyük şehir unutturur her şeyi bana sanıyordum.”
Sinan kahvesini bitirmiş, camdan dışarı bakarak koltukta yere bakarak aralıksız konuşan Yağmur’u dinliyordu. Sözünü kesmek, bu bildiği ve her defasında ona acı veren hikayeyi anlatırken onu susturmak istiyordu. Söyleyecek söz bulamıyordu. Yağmur’un yanına oturdu, sarıldı ona. Genç kadın sustu, başını Sinan’ın göğsüne yasladı. Gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu, hiç ses çıkarmadan yüzünde hiç bir ifade belirmeden ağlıyordu.
“Seni seviyorum.” dedi Sinan. Yağmur başını kaldırdı usulca, gözlerine baktı, duyduğunu görmek için. Sessizce sarıldı tekrar Sinan’a.
cuburcum harika devam ediyor hikayeniz…
benim çok hoşuma gidiyor. sıkı takip ediyorum. başarılarınızın devamını dilerim.