dip (b-8)
Elinde tuttuğu tabağı yavaşça masanın üzerine bıraktı. Telefon çalmaya devam ediyordu. Derin bir nefes alıp ahizeyi kaldırdı. İçinden arayanın Sinan olması için dua etti. Onunla ne sebeple olursa olsun konuşmaya ihtiyacı vardı. Ürkek bir sesle “alo” dedi. Kısık ve tanımadığı bir ses vardı ahizenin diğer ucunda. ”Sana dokunmadık, sen olaya karışma yoksa senin de başın belaya girer, akıllı ol!” Telefon kapanmıştı. Yağmur elinde telefonla kalakalmıştı. Tek bir laf edemeden kapanmıştı. Kimdi bu adamlar, nasıl anlamışlardı? Olaylar sandığından daha karmaşık bir hal almıştı. O an Sinan için endişelendiğini fark etti. Artık ok yaydan çıkmıştı ve artık Sinan istese de kendini olayın dışında bırakamazdı.
Bu kadar olumsuzluğa, tartışmaya rağmen onun için sağ olması için dua ederken yakaladı kendini. Aşk bu muydu? Keşke ona ulaşabilse, birlikte her şeyi geride bırakıp küçük bir kasabaya yerleşip yeni bir hayat kurabilselerdi. Yanlarına İstanbul’u hatırlatan bir şey almadan sıfırdan başlasalardı. Küçük bir evde yaşayıp, küçük bir hayatları olsaydı. Sinan sadece onun olsaydı, kimseyi tanımadan birbirleri için yaşasalardı. O an gerçeği bir kere daha fark etti. Tanıdığı hiçbir kadının istemeyeceği bir hayal kuruyordu. Ama hayalindeki esas oğlan bunu kabul edecek biri değildi. Oysa ne güzel başlamıştı ilişkileri. Acaba her ilişki güzel başlayıp sonra mı bozuluyordu? Acaba geriye sayımın sonuna mı gelmişti!
Onunla da mutsuzdu, onsuz da. Keşke anlatabileceğim bir dostum olsaydı, bana doğru yolu gösterebilseydi dedi kendi kendine yüksek sesle. Ama Sinan hayatına girdikten sonra elemişti tüm dostlarını hayatından. Bunları düşünürken yorgun bedeni daha fazla dayanamayıp bırakıvermişti kendini uykunun huzurlu kollarına. Uyandığında öğlen olmuştu. Koltukta uyuduğu için tutulmuştu her yanı. Nedensiz bir mutlulukla uyanmıştı. Nihayet gece bitti dedi içinden. Ama sıkıntılar bitecek gibi değildi.


23. May, 2005 






Bu bölüm sanki biraz fazla aşk kokmuş yahu…