Fotoğraf çekmek kolaydır. Kısa filmdeki gibi uzun planlamalar, takip eden kurgular, süresiz montaj uğraşları içermez. Bas, çek. Tak, konuş gibi. Ama gözü eğitmek zordur.
Ben ilk fotoğraflarımı 10 kiloluk bir deterjan kutusundan çıkan, vizörü dahi olmayan, tepesindeki plastik bir kareden bakarak kadraj oturttuğunuz bir makineyle çektim.
Ardından, bir kutu yapsam, iğne deliği yöntemiyle ışığı kağıda hapsetsem denemelerim geldi. Başaramadım.
Şimdi dijital var. İyiki de var. Ne çektiğini gör, beğenmezsen tekrar çek dönemi. Hayat bu kadar kolay değil tabii. Önce yap, sonra düşün(!) Yine de hata yapabilmek büyük bir özgürlük ve lüks. Diğer yandan dijital oynamalara pek sıcak bakamıyorum. Yapan yapsın.
Bazıları dijitalin doğallıktan götürdüğünü iddia ediyor. 35 mm çekilmiş filmleri izliyorum, dilenciler gözümün gördüğünden daha sefil, havai fişekler gözümün gördüğünden daha neşeli. Esasen negatifler, pozitifler çarpıtıyor gerçekleri. (Dikkat edin, ya nefatif ya da pozitif, nötr değil.) Sokakta kaç tane saf renk görüyor göz? Hepsi ara tonlar. Çoğu silik. Griler hakim sokakta. Çünkü drama yaşananda. Süreçte. Dijital yapsa yapsa, sokağın soğukluğunu ya da renksizliğini yansıtır kağıda.
Doygun ve parlak ışıklar, kontrast durumlar beynimizin beklentisi, gözümüzün değil. Fotoğrafta en büyük manipülasyonu göz yapar. Neyi görmek, neyi görmek istemediğiniz tercihinden büyük manipülasyon olamaz.
Fotoğrafı göz çeker. Hem de bir karede değil, pek çok karede çeker. Çünkü görme durumu, gözün parça parça gördüklerini hafızaya alma ve beyinde birleştirmesidir.
Siz o an gördüğünüzü sandığınız fotoğraf karesini aslında bir süreç içerisinde tamamlarsınız.
Özet: Gözün görmek için süre harcadığı kadraj fotoğrafa çevrildiğinde, onun da algılanması zaman alır. Fotoğraflara uzun bakın. Göz atıp kaçmayın.
Çağlar Gözüaçık
42P - Yaratıcı Grup Başkanı
“Dijital fotoğraf, nötr film dönemi” için 0 Yorum yapılmış.