
Anlamsız zamanlarda, çoğu zaman notaların etkisiyle olmaz istekler çekiyor canım. İşte şu anda tekerlek üstü koltukta, bitmeyen bir başka yolda giderken, -çukurlar yüzünden kaçan uyku perilerimi geri çağırmanın bir yolunu bulmak adına belki de- aklıma geldi ne zamandır resim yapmadığım. Sana, kendim için çizeceğim; şimdi, tam da şu anda. Olmayan boyalarım yerine kenarlarından taşan hayalini kullanarak…
Nereden bildin yine? Gece ile başlayacağım, evet koyu, mor bir gece.Gözlerim yıldız, dudaklarım ay ve tenim soğuk. Geceyim ben. Senin gecen. Hoşuma gidiyor beni bu kadar derinlemesine tanıyor olman ama savunmasız aklımın sınırlarını da zorluyor zaman zaman. Bazen o çok koyu gecenin içinde kaybolmak istiyorum. Ya yaptığım hatalarımı, çatlaklarımın arasından sızan korkularımı, kazınarak yeniden açılmış tüm yaralarımı, kat kat ördüğüm duvarlarımı… Ya yapış yapış pis kokulu bir bataklık gibi beni çekmeye çabalayan geçmişi… Farkedemediğim tüm güzelliklerimi görebildiğin kadar net görebiliyorsan onları da? Hayır! Bunları düşünmek istemiyorum, çizmek istiyorum ben.
Biliyor musun, bu defa gecenin içine yıldızları da koyacağım..Yağmuru dindirmeliyim artık.Sevgini yakarak ısınabilirim ben de ve hatta, bir parça mavi belki.Ama en koyusundan, henüz açık maviye hazır değilim..Alışkını olmadığım bir renk, doğrusu ne olduğunu da bilmediğim.Oysa senin ne kadar da çok mavin var. Her biri farklı… Korkusuzca önüme serebildiğin ve “seç içinden” diyebildiğin maviler.Bu kadar fazla tonu var mıydı mavinin? Hepsi gerçekten senin miydi?
Mucize olmalı. Korkutucu! Hayallerle savaşmak, mucizesiz bir yaşamda bir defa karşına çıkan bir mucize ile tanışmaktan daha kolay. İnanmak mucizelere? Neye inanırım ki ben? İnandıklarım yıldızsız, gri, dumanlı gecelerde bir kaç damla ala renkli bardağın içinde en büyük günahlarım olmadılar mı hep? Ben… sanırım bu konuyu yazmak istemiyorum şimdi… Belki sonra.
Ben şimdi, bir parça yavru ağzı kullanmak istiyorum. Eğlenceli, istekli bir renk bu. Bir kere bir ağız söz konusu. En büyük günahların, suçların, şehvetin ve tutkunun o ıslak, ateşli kaynağı. Islak, pembe ve tutkulu. İlk öpüş…Bir renk cümbüşünün ortasında saçımın en ucundaki telinden, ayaklarıma kadar yavaş yavaş turuncu alevden bir kelebeğin kanat çırpışlarına teslim olduğum o ilk an. Bir parça yavru ağzı…Yavaş yavaş pembeleşen; ilk dokunuşun… Tenlerin artı ve eksi gibi karşı konulmaz çekimliliği. Sıcak, pembeden kırmızıya yoğunlaşan bir renk cümbüşü, içimde hissettiğim çilek tarlalarının kokusu. Yumuşacık, tüy hafifliği gibi ama her zerresinde tutku olan. Önceden kimsenin açamadığı, geçmeyi bir türlü beceremediği sarmaşıklı yollardan gidilen çiçek bahçelerinin vahşi güzelliği. Düş dünyamın kralı; ruhumu atlı karıncalarda gezdiriyor!
…ve yavaş yavaş gülkurusu sakinliği. Huzurlu dingin kırlarda, kollarının arasında, ev kedileri kadar doygun ben. Gül yaprakları var parmak uçlarında, kadifemsi oluyor dokunduğun yerler, hep bir sakinlik bir dinginlik; gitgide daha yoğun, ılık. Kapanan gözkapaklarımın arasından gördüğüm bulanıklıkta tek renk; gülkurusu.
Uykunun karanlık dehlizlerinde iki oyuncu, el ele. Siyahı yakıştıramazsın bana. Sabah göğünün güneşsiz rengi benim dünyam. Sakin sakin maviye kaçan morlar.Sen geldiğinden beri siyahsız uykular. Sıkıntısız, barışcıl ve düzenli uykularım(ız) var artık. Hep hayalini kurduğum.
Yanımda kaldığın, fonunu yarattığın…
Jade
“Bir Resim Hikayesi” için 0 Yorum yapılmış.