
Biz taşındık, yeni ikametimizde bekliyoruz yaşayıp “an” yapacağımız her dakikayı… Biz taşındık, arkamızda bir ev bıraktık, içinde bir çok şey yaşadığımız, gözyaşlarımızı, karanlıklarımızı, hüznümüzü, şaraplı geceleri, bolca sigara dumanını, “artık bu şehirden gidelim”lerimizi, “zaman ne çabuk geçiyorlar”ımızı bıraktık.
Camın karşısından her gün defalarca göz göze geldiğimiz ve bize neden böyle baktığına anlam veremediğimiz tanımadığımız karşı komşumuzu bıraktık, yokuş aşağı duran bir ev bıraktık, kimi zaman sürünerek çıktığımız dik merdivenleri, nefes nefese kalışlarımızı, sessizliklerimizi bıraktık.
Bir sürü eve bakan balkonumuzu, eski dolaplarımızı, hiç sevmediğimiz koyu kahverengi sehpalarımızı, gürültüyle çalışan sifonumuzu, eski olan şeylerimizi bıraktık.
Biz nakliye şirketinin kamyonetiyle günlüklerimizi, kitaplarımızı, geceleri gülme krizlerine girdiğimiz saçmalıklarımızı, “Her şey daha güzel olacak”larımızı, en sevdiğimiz giysilerimizi, eskimesine rağmen atmaya kıyamadıklarımızı, uzun zamandır görmediğimiz resimlerimizi, sabahları işe giderken arkamızdan bize acıyan gözlerle bakan yataklarımızı, “Bu şehri her şeye rağmen seviyorum”larımızı taşıdık.
Şimdi….
“Çok yorulduk ama değdi”lerimizle başlayan, “Sanki her şey daha iyi gitmeye başladı”yla devam eden umutlu cümlelerimiz var.
Kimin ne zaman ne yaşayacağı belli olmasa da bu değişiklik Mira’yla bana iyi geldi.
Taşınmak ve yeni insanlar, yeni bir hayat edinmek ve herşeye yeniden umutla bakmak hoş herhalde. Yoksa ben İstanbul’dan kaçıp New York’a yerleşmezdim herhalde.