« Eski Home
Yükleniyor Yeni »

Tuğba Özay

Tuğba Özay, hepimiz podyumlardan biliriz bu ismi. Allah var güzel hatun. Pek ilgili olmasam da magazin dünyası ana haberlere kadar girdiği için az çok duyuyoruz, görüyoruz. Kim nerede, ne zaman, ne yapmış hepsini biliyoruz.

Tuğba Özay özel hayatı ile hiç gündeme gelmedi, sizce neden?

Medya bile bile yazmadı, yazamadı… Sizce Tarkan”ın sevgilisi olsaydı, her gün faklı bir yerde manşet olmaz mıydı? Polisin ve savcılığın girdiği yerde girdi medyada devreye…

Apar topar hapishaneye gönderildi. Hiç tanımasam da üzüldüm bir kadının aşk(mış) için düştüğü durumlara. Aşk(mış) bu olmamalı böyle yaşanmamalıydı. Hapishaneden çıktığı gün “ herkes en az bir ay yatmalı” dedi ve eminim birçok kişiyi şaşırttı. Bu toplumda aydınlıkta var, karanlıkta… Hele hele bir topluma verdiğiniz mesajı hiç düşünmeden veriyorsanız bunun yükümlülüğünü omuzlarınıza alacaksınız demektir.Bir de hayranlarınız varsa bu yük daha da ağır gelir insana… Yıllar önce Antalya’da iki bayan hırsızlık yaparken yakalanınca polise “ Ahmet Altan”ın Aldatmak kitabından esinlendik” demiş ve serbest bırakılmışlardı…

Şimdilerde gelen iş tekliflerini kabul etmiyormuş ve kitabına yoğunlaşıyormuş. Kısa zaman önce “Bu tür şeyler gerçek hayatta da, normal hayatta da yanına yaklaşmam artı sevmem…” diyen birinden korkun edebiyatçılar, çekilin kenara altı ayda aldığı kültürle sizi yere serecek bir yazar geliyor… Emin olun sizden daha çok satacak ve tanınacak. Sizlerde bir kenarda oturup sadece seyredeceksiniz, kim bilir beklide bir ay içeri girme eylemelerine girişeceksiniz(şaka tabi ki)…

Bu işlerin ardı arkası kesilmeyecek. Diziler, sinema ve müzik. Tüm sanatçılar içinde geçerlidir yukarıda edebiyatçılara dediklerim…

Sizin adınıza da kendi adıma da üzgünüm…

Ne yazık ki biz sanatı popüleriteye değişen bir milletiz.



Geleneksele göz kırpan çağdaş oyun…

Lush Tiyatro

“Kendine Ait Oda, No:104″

Türkiye’nin ilklerinden “Otel Odasında Tiyatro” Devam Ediyor…

100 yıllık geçmişindeki ruhu ve dokusu tamamen korunarak, yeniden hayata döndürülen Lush Hotel, İstanbul kültür- sanat yaşamına yeni bir bakış açısı katmaya devam ediyor. “Lush Tiyatro” tarafından Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren, mekana özel yazılmış ve yine mekandan yola çıkarak sahnelenen “Kendine Ait Oda, No:104 “ her Salı Lush Hotel, Sedirli Oda’da başlıyor!

İstanbul’un tüm renklerini, gizemini, esrarını, asaletini, keşmekeşini, keyfini içinde barındıran Beyoğlu’na karakterini veren Sıraselviler Caddesi’nde, 12 numarada, herkesin kendini evinde hissedeceği ve kendi kültüründen, ruhundan bir paça bulabileceği bir yaşam alanı sunan Lush Hotel, İstanbul’un kültür-sanat yaşamına da farklı bakış açıları kazandıran özel projeleri desteklemeye devam ediyor. Lush markasının gücü ve sosyal sorumluluk bilinciyle oluşturulan “Lush Tiyatro”, dünyanın kültür başkenti olmaya hazırlanan İstanbul’a birbirinden renkli ve ilginç projeler sunmaya hazırlanıyor.

“Lush Tiyatro” nun ilk projesi olan, mekâna özel yazılmış ve yine mekândan yola çıkarak sahnelenen “Kendine Ait Oda, No:104” oyunu ile seyirci ilk kez “Otelde Tiyatro” kavramıyla tanıştı. Mekânla bağlantılı, kendine ait dili ve oyunculuğu olan oyun, 31 Mart Salı gününden itibaren her hafta Salı günleri saat 20.30’da Lush Hotel’in baş odası “Sedirli Oda”da sahnelenmeye yeniden başlıyor.

Kurumsal ve özel birçok tiyatroda oyun sahneleyen, farklı mekânlara hazırladığı özel projeleriyle tanınan, birçok uluslararası ortak projeye imza atmış tiyatro sanatçısı Emre Koyuncuoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Güliz Gençoğlu rol alıyor. Bir dönem İzmit Şehir Tiyatrosu ve Semaver Kumpanya ve İş Sanat’da oyunculuk yapan Gençoğlu, bağımsız oyuncu olarak müzikallerde, sinema filmleri ve televizyon dizilerinde oynuyor. Oyunun kostüm ve aksesuar tasarımı Fulya Tekin’e, oyundaki film ise Aydın Sarıoğlu’na ait.

Bilet ve rezervasyon için:

Lush Hotel
Sıraselviler No:12 Taksim
(212) 243 95 95

http://www.lushtiyatro.com



Gündemimiz Türban

Ayladır bir türban meselesi hepimizin gündemini kurcalamakta. Borsadaki şiddetli dalgalanmaları, doğalgaza ve elektriğe yapılan zamları, Ülke içerisindeki bölünmeleri, alışveriş fiyatlarının kat kat yükselmesini, çığ gibi büyüyen dış borçlarımızın sebebini, özel sektörün bitmesine sebebiyet verecek sürünmekte olan ekonomiyi, ard arda yapılan atamaları, baskı altında gerçekleşen istifaları v.s hepsini ama hepsini türbanla örtüler, örttürdük…

Yıl 5 Şubat 1937 bundan yetmiş bir yıl önce Laikliğin kabulü. Yıl 5 Şubat 2008 yetmiş bir yıl önceki güne gönderme yapar gibi başlandı türban konulu anayasa değişikliğine mecliste. Büyük bir ironi yatıyor gibi altında…

Kadınlar bu kadar önem taşıyordu madem, taktığı başörtüsünden önce yaptırım gücü sağlanması gereken birçok konu vardı.
Örneğin; Hala töre cinayetleri işleniyor ve müebbet yok… Şiddete maruz kalıyor cezası yok(uygulanmıyor).Sığınma evlerine hiçbir destek yok. Her yerde ikinci sınıf damgasını yiyor kimseden ses seda yok. Peki, başörtüsünün bile bu kadar önem taşıdığı meclisimizde ölüm ve şiddet neden görmezden gelindi… Hangisi daha büyük önem taşıyor sizce?
Kimimiz etrafında olup bitenleri anlamadan seviniyor, kimimiz Askere güvenerek rahat uyuyor, kimimiz ise oturduğumuz yerden seyretmeyi tercih ediyor. Anlayacağınız herkes anlamasız bir huzur içerisinde.

Kimse başörtüsüne karşı değil, insanlar inançları için elbete bunu yapabilir. Ancak bunu siyasallaştırma yönünde hareket edilirse, Ülke bölünmesine sebebiyet verirse karşı gelinir ve sorulur “nerede kaldı inancın hakkı hukuku?” diye. Cumhuriyet kadını olarak bu tür olayların devamının gelmesinden korkuyorum ve elbet olmamasını temenni ediyorum.Özgürlüğüm için savaşmak durumunda kaldığım takdirde Fazıl Say’ın yanındaki koltuğu sanırım ben alacağım.

Bu yazıyı bana yazdıran kuvvetin, Mustafa Kemal Atatürk’ün birkaç sözü.

1 Eylül 1925′ de İkdam Gazetesi’ nde yayınlanan bir beyanatında:
“Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peştemal veya buna benzer birşeyler asararak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip şekiller, bu vahşi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır”.

1925 yılında İnebolu gezisinde Atatürk, örtünen kadınlarla ilgili:
“Onlar yüzlerini cihana göstersinler ve gözleri ile cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak hiçbir şey yoktur. Önemli olarak şunu ihtar edeyim ki, bu halin muhafazasında inat ve taassup, hepimizi en az kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz..”

Arzu Candevir Çakır



Bir yılı daha geride bırakırken…

Yeni Yıl - 2008

Yılbaşı kartları vardı eskiden. Üzerinde simlerden bacası tüten küçük evler olurdu, ya da kar yağardı inceden. Zarfın içinden çıkardığında eline bulaşırdı simler, yüreğinde hissettiğin sıcaklık gibi. Küçücük ellerimizle boyumuzdan büyük yazılar yazardık. Yeni bir yılın her şeyden üstün olacağına inanırdık, kötü olan her şeyin biteceğine, hayatımızdaki her şeyin güzel olacağına… Hayallerimiz vardı, her şey gönlümüzce olacaktı, bizi bekleyen mutlu yıllar vardı önümüzde. Çocuktuk, çoktuk, kalbimiz binlerce sevgiyi taşıyacak kadar güçlüydü, üzüntüler oluyordu ama hepsi geçip gidiyordu renkli bir çam ağacı gördüğümüzde, bize uzanan bir hediye paketini açtığımızda. Hayat basitti, yapılması gerekenler kolaydı, biraz gülümsemeliydik, kendimize inandığımız sürece her şeyin üstesinden gelebilirdik. Önümüzdeki beyaz kağıda gelecek yıl yapacaklarımızı yazarken madde madde hayat akıp gidiyordu bir yandan…

Sonra büyüdük…

Dünya büyüdü bizimle beraber sanki. Yılbaşı kartları gelmez oldu, her yıl büyük bir inançla planladığımız yapılacaklar listesi geçen yıllarla birlikte eskidi. Bir kısmını yaptık belki de ama terazide yapamadıklarımız ağırlaştıkça, bıraktık gelecek yılın umut dolu planlarını. Hayallerimiz piyango biletlerinden kazanılacak trilyonlar üzerine dönmeye başladı. Artık yeni yılda her şey gönlünce olsun temennisinin içini boş bulur olduk. Hayat zordu, yapılması gereken çok şey vardı. Sorumluluklar, her an yaşadığımız koşturmacalar öyle baskın çıktı ki yeni bir yıla gireceğimiz o akşam için eğlence planlarından fazlasını yapmayı unutur olduk…

Oysa…

Önümüzde kocaman bir yıl var. Henüz neler yaşayacağımızı bilmediğimiz… Bizi bekleyen mutlulukların yanı sıra acılar da var elbette. Geçen yılın muhasebesini yaparken ve ölçüp biçerken yaşa(ma)dıklarımızı daha gerçekçi bakmaya çalışıyoruz, hayallerimizi inkar etmemeye çalışarak…

Bir yılı daha arkamızda bırakırken Tanrıya yüzümüzü gülümseten her an için şükrediyoruz.

Ve Antikunti ekibi olarak;

bembeyaz bir kağıda isteklerinizi sıralayıp çoğunu başarabileceğiniz, mutlu anlarınızın baskın çıkacağı, gülümseyerek hatırlayıp hatırlanacağınız bir yıl diliyoruz.




Kapat
E-posta ile paylaş