Doğa renkli çiçeklerini takarken boynuna…

Posted on 15. May, 2008 by cubur.

0

Hemen hemen herkes bilir, bahar ayları gelince insan silkelenmiş gibi olur. İçiniz kıpırdanmaya başlar, sabah uyanırken güneşi fark etmek daha hızlı hareket etmenizi sağlar, geç kararan havalar size daha dolu dolu yaşıyormuşsunuz hissi verir. Bundan sebeptir ki “geldi bahar ayları gevşer gönül yayları” sözü boşuna söylenmemiştir.

Doğa yenilenip paltalorını atıp renkli çiçeklerini takarken boynuna hayat daha güzel gözüküyor gözümüze elbette. Ancak tüm bunlara rağmen adı bir türlü konamayan bir bahar yorgunluğu da gelip çöküyor omuzlarımıza… Kiminle konuşsam herkes çok yorgun. İşinden, sevgilisinden, çocuklarından, aşklarından, İstanbul’un koşturmacasından bitmeyen ödemelerden… Nasılsın sorusuna iyi demeyi alışkanlık edinmiş olsa da dudaklarımız, hemen arkasından “çok yorgunum bu ara” cümlesi takip ediyor onu. Bahar yorgunluğu diye bir şey var malum bu hayatta, eğer siz de o yorgunlardansanız hayatınıza bu ara biraz dikkat edin. Bakın doktorlar diyor; bol meyve tüketilecek, bol su içilecek, sigara, alkol ve kafeinden uzak durmaya dikkat edilecek… Gerekirse vitamin alınacak.

Her ne kadar bahar aylarının sonuna yaklaşmış olsak da bu yorgunluklara dikkat etmek lazım. Biraz silkelenmek, canlanmak lazım.

Bir de…

Baharın tadını çıkartmak lazım…

Continue Reading

Gökten üç elma düştü…

Posted on 13. May, 2008 by cubur.

6

Duygu ve Derya

Uzun zamandır siteyle ilgilenmek, bir şeyler yazmak mümkün olmuyor. Üstelik site güncellenmiyor olmasına rağmen hala tıklanıyor. Bu bir yandan sevindiriciyken bir yandan da her tıklandığında mahçubiyetimiz artıyor. Yazmak lazım… Hem yazmak, okumak kadar iyi gelir. Yazmanın temeli de bu değil mi aslında, en derinlerde bir yerde hissettiğiniz rahatlama hissi. Sanki bir musluğu açık bırakıp her şeyin akıp gitmesine izin vermişsiniz gibi…

Nereden başlasam, geçen zamanda olanlardan mı bahsetsem önce derken çok şahane bir şey oldu. Hemen oradan başlamak gerekti.

(Bu kısımdan itibaren Amy Winehouse Will You Still Love Me Tomorrow? eşliğinde okunması önerilir.)

Biricik kuzenim (sizin için biricik değil ama bizim için biricik) biricik Derya (yine sizin için biricik değil, bizim için biricik olmaya başlayacak :) ) ile evlenmeye karar verdi. Evlilik, üzerine çokça anlam yüklenen aslında çok basit bir kavram mı, yoksa çok basit söylemlerde bulunulan çok ciddi bir karar mı henüz kestiremiyorum. Ancak birbirlerine aşkla bakan, önce yüreklerinde sonra hayatlarında birbirlerine kocaman yer açan insanlarsa söz konusu; birlikte olmaktan, el ele tutuşmaktan ve onların ellerinin kenetlenmesini izlemekten daha güzel ne olabilir ki? İşte Cumartesi akşamı bu oldu, Duygu ve Derya evlilik için ilk adımı attılar. Biz de mutluluklarını, heyecanlarını paylaşmak için oradaydık, iyi ki de oradaydık.

Kahveler dağıtıldı, mahçup bakışlar yerini gülümselere bıraktı ve o beklenen cümle kuruldu; “Kızınız Duygu’yu oğlumuz Derya’ya istiyoruz.” Ne yani şimdi bir çiçeğe bir çikolataya bizim kızımızı alacaklar mı yahu diye atlamak geldi içimden. Gerçi çikolata çok güzeldi, e madem gençler de karar vermiş … : )

Kahveler içildi, güzel cümlelerle birlikte kocaman bir aile daha kuruldu. Derya aramıza hoş geldi.

Şimdi geldi sıra dileklere… Umarım birbirlerine her zaman böyle güzel bakar, o akşam yaşadıkları heyecanı bir ömür boyu yüreklerinde saklarlar. Umarım içten gülümsemeleri hiç son bulmaz…

Ve tabii ki son söz kuzenime;

Sıralamaya gerek yok, seni çok sevmem için bir yığın neden var.. “Sen olduğun” için demek yeterli bence. İyi ki varsın, iyi ki böyle güzel büyüyorsun…

Gökten üç elma düşmüş. (Nedense?) Biri onlara, biri bize, biri de okuyana…

Continue Reading